Deneme - Abdurrahman Selim ÇELİKBİLEK 10/A

Deneme - Abdurrahman Selim ÇELİKBİLEK 10/A

MODERN ÇAĞDA NEFİS TERBİYESİNİN SOSYOLOJİK ZORUNLULUĞU ÜZERİNE BİR DENEME

En küçük zerrelerden en büyük gezegenlere her şeyi yoktan var eden Yüce Rabbimiz Allah, yeryüzüne halife kıldığı insanoğlunun yaşamını tanzim etmek, haklarını korumak, ferdî ve içtimaî selametini sağlamak, yeryüzünü kötülüklerden arı tutmak için birtakım hükümler, kurallar, kanunlar koymuştur. İşte bu ilahi kaynaklı kanunlara din denilir.

Yüzyıllardır nefsinin hevâ ve hevesine uyan nice insan inkâr karanlığında boğulmuştur. Bu insanların dinden uzaklaşmasının, istenmeyen sonuçlar doğurması toplumları hüsrana, devletleri buhrana sürüklemesi göstermiştir ki insanın fıtratına ve yaşantısına en uygun kanunları -yalnızca- onu en iyi bilen yaratıcısı, rabbi koyabilir.

Mahlukatı en iyi şekilde yaratan rabbimiz bizi çok iyi tanır. Bizden yapmamızı istedikleri hep bizim lehimizedir. Bize yaşamımızı idame ettirmemizi sağlayan nefsi vermiştir. Nefis insanın kendi maddi benliğidir. Arapça kökenli olan bu kelimenin tam manasını kapsayan Türkçe bir kelime bulmak oldukça zordur.  Allah bizim içimize bir “müdür” tayin etmiş. Bizim bedenimizi, maddi varlığımızı koruyan, acıktığımızı hatırlatan, uyku saatimizi haber veren, yorulunca dinlenmemiz gerektiğini söyleyen, aynı zamanda dünya nimetlerinden haz almamızı sağlayan bu varlık dizginlenmez ve şımartılırsa bizleri istenmeyen durumlara düşürebilir. İmtihan gereği olan bu durumun üstesinden gelmek bizim elimizdedir.

Allah bizden nefsimizi terbiye etmemizi istemiş ve ancak bunu başarabilenlerin kurtuluşa ereceğini müjdelemiştir.

İslam’ın esas amaçlarından birisi toplumun sıhhatini korumaktır. Metodu ise manidardır. Önce bireyin maddi manevi sağlığını ele alır. İdeal olan; muttaki, muhlis ve muhsin kullardır. Bunu başardıktan sonra aile yapısını düzenler. Ailenin düzen içerisinde ayakta kalmasını sağlar. Ardından toplumun düzenine sıra gelir ki bu da -kısmen- sağlanmıştır zaten.

Kur’an-ı Kerim’de nefisten bahseden, onu terbiye etmemizi emreden, terbiye usulünü gösteren ayetler vardır. Yine Peygamber Efendimizin hadisi şeriflerinde de bu bilgileri bulabiliriz. Bu emirlerin temel amacı Allah’ın rızasını kazanıp cennete girmektir. Öte yandan bu emirlerin insan için zaruri olan bazı dünyevi faydaları da vardır.

İslami terbiyeden mahrum kalan nefislerin ne kendilerine ne de başkalarına faydası dokunabilir. Bunu çok rahat bir şekilde gözlemleyebilirsiniz. Örnek olarak genellikle İslam’dan uzak yaşayan modern batı toplumlarına bakalım: Yalnızca şahsi hevâ ve hevesinin peşinden gidenler, ailelerinin selametini sağlayamayacaklardır.  

Bunu evlenme ve boşanma istatistiklerine bakarak görebilirsiniz. Anne ve babasız bir ortamda büyüyen çocuklar ise sorunun kendi içerisinde çözümsüzlüklere neden olacak düzeyde büyük olduğunu gösteriyor. Bu tehlikenin ülkemizde de baş göstermesi acilen harekete geçmemiz için bize bir uyarı niteliği taşıyor.  

Kişisel refah ve mutluluğun üst seviyelerde olduğu bazı batı topluluklarında, toplumsal olarak aynı mutluluk düzeyini bulmak çok zor. Sebebi çok açık olan bu durum devletleri de endişelendiriyor. Yeni nesillerin milli ve manevi değerlerden uzak, sorumluluk şuuruna sahip olmayarak, ruhi ve bedeni zayıflık içerisinde yetişmesi; onların geleceğe dair umutlarını kaybedip ye’se kapılmalarına sebep oluyor.

İslam'ın; toplumun barındırdığı aile, komşuluk, arkadaşlık… gibi ilişkileri günlük planlar, kişisel ihtiras ve menfaatler üzerine kurmaması aksine bunları temellendirecek daha ulvi kavramlar üretmiş olması toplumun karanlık ve kaotik menzillerden kurtulup selamete ermesinin yolunu açmıştır.  

Mesela bugün İslam'dan başka hiçbir din veya öğretide bulamayacağımız "îsar" -yani kardeşini kendi nefsine tercih etme- özelliği bir devrimdir ve bu sayede Müslümanlar daha sağlam toplumsal bünyeler oluşturmuşlardır. 
 
 Yalnızca bir tanesini örnek olarak verdiğimiz bu gibi özelliklere Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde çokça rastlamaktayız. Çünkü -bir anlamı barış olan- İslam'ın temel amaçlarından birisi toplumun ıslahıdır. Çözüme ulaşacağı yolu adım adım takip eden bu din, önce kişinin kendi nefsini terbiyesini amaçlamıştır ki bu sayede de genelin huzurunu sağlamıştır.

Devletlerin bir diğer endişesi de bünyesinde görev yapan hatta kendisini yönetenlerin içinde bulunduğu durumdur. Zaten nefis terbiyesi de en çok onlara lazımdır. Nefsin arzularını takip eden görevliler -doğal olarak- nefsin çokça istediği mal, mülk, makam hatta şöhret ve riyaset hırsıyla kendilerini tehlikeye attıkları gibi mensubu oldukları devlet ve millete de zarar vereceklerdir. Gönül rahatlığıyla kendisine devlet işlerini teslim edemediğiniz memurlar, bürokratlar, diplomatlar ve hatta en üst makamlardaki yöneticiler sadece kendilerinin, devletlerinin ve milletlerinin değil; diğer bölge ve halkların da fesadına sebep olacaklardır.

Bu yazıyla, modern çağın sosyolojik bir zorunluluğu olarak nefis terbiyesini incelemeye çalıştık. Kişisel nefis terbiyesinin neticeleri bu denli büyük, önemli, açık seçik olarak karşımızda durmaktadır. Eğer sağlıklı bir toplum içerisinde yaşamak istiyorsak önce kendimizi gözden geçirmeli ve halka halka çevremize yayarak genişletecek şekilde çalışmalara başlamalıyız. “Değişimi gerçekleştirecek nitelikteki niyet gücü, adım atma gücü ‘ben’de, ‘sen’de ve ‘biz’dedir.”

İçeriği Paylaşabilirsiniz:

Copyright © 2020 - Ömer Çam AİHL Kültür Portalı. Tüm Hakları Saklıdır.