Başyazı Avni ALTAŞ (Meslek Dersleri Öğretmeni)

Başyazı Avni ALTAŞ (Meslek Dersleri Öğretmeni)

Nefis Tezkiyesi 

Bismillahirrahmanirrahim. Allah’a (c.c) hamdolsun.  Salât ve selam Rasulüllah’ın (sav) ve ona tabi olanların üzerine olsun.  Herkesçe malumdur ki insanın maddi tarafının yanında bir de manevi yönü vardır. Ve bu manevi yönüyle insan diğer canlılardan ayrılır. Değerini buradan alır. Zira bu tarafı ona, Yaratanından bir ikramdır.  Kalp, bu manevi   yanımızı ve özümüzü ifade eden, aynı zamanda Kur’an’da  en çok kullanılan kavramlardan biridir.  Bu kavramın yanı sıra onunla eş ve benzer anlamlı olacak şekilde kullanılan başka Kur'an'î kavramlar da vardır. Bunlar; akıl, ruh ve nefistir. Şunu hemen ifade edelim ki Kur’an-ı Kerim, bu kavramların tanımından ziyade fonksiyonları ve niteliklerine değinmiştir. Mesela Kur’an’da kalbin olumlu tarafından bahsedildiği gibi olumsuz tarafından da bahsedilmektedir.  Takvanın  kalpte yer tutması, ''O gün'' kalb-i selim ile Allah’ın huzuruna çıkanlar kurtulacak olması, kalp için ifade olunan müspet tespitlerdendir. Anlamayan kalp, mühürlenmiş kalp, kaskatı olmuş kalp... Bu ifadeler ise kalbin menfi taraflarına işaret etmektedir. 
 
 Konuyu fazla uzatmamak için ruh ve akıl konularına hiç girmeyeceğim. Zira bizim asıl mevzumuz nefistir.  Kur’an’da, tekiliyle çoğuluyla yüzlerce kez nefisten söz edilir. İlgili ayetlerdeki kullanımlardan nefis kavramının, insanın bizzat kendisini, kişiliğini, ruh ve beden bütünlüğünü,  hevâ ve heveslerini, bedenini ve bedenden kaynaklanan süflî arzularını vb. ifade ettiğini görmekteyiz.  Bu anlamlarından yola çıkarak şunu söylemeliyiz ki, nefis de tıpkı kalp gibi, ruh gibi müspet ve menfi yönleri, boyutları olan bir kavramdır.  Mesela; “Ey huzura ermiş nefs! Dön Rabbine; sen ondan memnun o senden memnun olarak.” 1 ayetinde nefsin müspet yönüne işaret varken; Hz. Yusuf’un lisanıyla “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü nefis çokça kötülüğü emreder…” 2 ayetinde ise menfi tarafına vurgu vardır.   Yine bildiğimiz gibi Rabbimiz, nefse yemin ederek onu tesviye ve dizayn ettiğini sonra da ona fucuru da takvayı da, yani hem iyilik hem de kötülük yapma kabiliyetini yüklediğini bildiriyor.3  Sonra da mutluluğa ermek için nefsin tezkiye edilmesini, arındırılmasını şart koşuyor.  “Onu arındırıp temizleyen gerçekten felah bulmuştur.”4

Nefsi arındırmak ise, onu kusurlarından ve kabahatlerinden arındırmak demektir. İslam’da ahlak eğitimi, ya da ruh, nefis, kalp eğitimi… adına her ne dersek diyelim, çok önemlidir. Zira nihai kurtuluşun şartı olan nefsin tezkiyesi bu yolla mümkün olmaktadır.  Bu eğitimden geçmemiş yahut bu eğitimden mahrum kalmış insanlar, nefsin yukarıda işaret ettiğimiz ve aşağıda örneklendireceğimiz olumsuzluklarının esiri olurlar. Ve dolayısıyla bedbaht olurlar. Çünkü bedeninin arzularının peşinden koşanlar hevalarını ilah edinmişlerdir, arzularını tanrılaştırmışlardır.  Mutluluk ise, sahte tanrı ya da tanrılara kul olmakla, esaretle değil; bir Allah’a (cc) kul olmakla, yani özgür olmakla yakalanır.  Peki, öyleyse nefsin kusurları, kabahatleri, eğiteceğimiz yönleri nelerdir? Zayıftır: “Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister; nefsânî arzularına uyanlar ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler. Allah yükünüzü hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.” 5   Bu ayet bize, şeytanın ve nefsânî arzularına uyarak ona gönüllü asker olan yardımcılarının tuzaklarına karşı biz insanların zayıf olduğumuz gerçeğini ifade ederek, bu zayıf taraflarımızı takviye etmemizi emrediyor.  
 Zalimdir ve Nankördür:  "O size istediğiniz her şeyi verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız. Şu bir gerçek ki insanoğlu çok zalim, çok nankördür!" 6  Evet, Allah (cc) bize istediğimiz her şeyi, hatta ihtiyacımız olduğu halde istemeyi aklımıza bile getirmediğimiz her şeyi bize lutfetmiştir. Ama insanoğlu ekseriyetle kadir kıymet bilmez bir nankördür ve bu da aynı zamanda bir zulümdür. Zira Allah’ın (cc) hakkını O’na vermemektir. Müslüman ise evvelemirde bu nakısalardan kurtulmak için gayret etmelidir. Acelecidir: "İnsan, şerri de hayrı istediği gibi ister. İnsan pek acelecidir!" 7   Hayra koşmak, güzeldir elbet. Hatta yarışmalıyız bunun için. Ama bazen şerre düşmek için yarıştığımız olmuyor mu? Günah işlemek için koşturmalarımız? Oysa günah kaçılması gerekendir, peşine düşülecek, yakalanacak şey değildir.

 Cimridir: "De ki: "Rabbimin rahmet hazinelerine eğer siz sahip olsaydınız, harcanır korkusuyla kıstıkça kısardınız. İnsanoğlu pek eli sıkıdır!" 8  Demek ki Allah’ın (cc) nihayetsiz hazinelerine sahip olsa da, insanın fıtratında cimrilik var. Kurtulmamız gereken bir kusur da budur. Veren el alan elden üstündür. İnfak, sadaka, zekât,  karz-ı hasen… Şöyle bir düşünmek esasen anlamak isteyen kimse için kafidir: Bu emir ve tavsiyeler hayata geçirilmiş olsa Müslümanlar faizin, bankaların esiri olmaktan ve başkalarına el açma zilletinden kurtulmuş olacaktır.    Cedelcidir, Mücadelecidir:  "Hakikaten biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali vermişizdir. Fakat insan tartışmaya çok düşkün olan bir varlıktır."9    İnsan nefsinde tartışmacı, cedelci, üstün gelme, karşısındakini küçük düşürme gibi olumsuz vasıflar yüklü olduğu için gerçeğe yanaşmakta zorlanıyor. İnsanın bu cedelci özelliği, Allah’ın (cc) ihsan ettiği türlü türlü misallere rağmen onun hakikate erişmesine perde oluyor. Bilmeliyiz ki cedel egodan gelir ve çatışmayı; çatışma da karşısındakini yok etmeyi getiriyor. 
 Kaygılı, Tahammülsüz ve Hırslıdır: “Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır. Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur. Ama ona bir nimet nasip olursa kendisinden başkasını yararlandırmaz. Ancak namaz kılanlar başka.” 10   Bu ayetin devamındaki bölümlerde Rabbimiz, burada işaret edilen olumsuzluklardan kurtulmanın, namaz kılmak, namazı devamlı kılmak, zekât ve sadaka vermekle olacağını müjdeliyor. Yani kurtuluş yolları net bir şekilde ortaya konmuş oluyor.
  Haddi Aşar: “Hayır! Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli görerek çizgiyi aşar.” 11  Kişi kendini  nasıl yeterli görebilir? Bu vehim gerçekten çok tehlikelidir. Yaratılışındaki bunca acziyete rağmen, bir an sonrasının kendisine neler getireceğinin bilincinde olamayan insan nasıl oluyor da haddini aşabiliyor? ''Ama dönüş rabbine olacak!''12 Bu hakikati göz ardı etmemeli , hesabını veremeyeceği işlere girişmemelidir. 

Bu maddeleri çoğaltmak mümkündür. Ancak bu kadarının meramımızı anlatmaya kâfi olduğunu düşünüyorum. Mevlana’nın tüm bunları saydığı bir temsili vardır. O şöyle diyor: “Nefse bir suret verilse şekli şudur: Başı kibir, gözü ucup, ağzı haset, lisanı kizp ve gıybet, kulağı nisyan, göğsü hıkd ve kin, karnı şehvet ve bühtan, elleri hıyanet ve sirkat, ayakları emel, kalbi gaflet ve ruhu küfürdür.”13   İşte yukarıda bir kısmı sayılan bu olumsuz vasıflarla mücadele etmenin adı, mücahededir, nefis tezkiyesidir ve bu cihattır.  Hz. Peygamber’in hadis-i şerifinde beyan buyurduğu üzere hem de büyük cihattır. Üstelik bu, sadece tasavvuf çevrelerine havale edilecek bir vazife değildir. Aksine farz-ı ayn gibidir, yani mükellef olan her yaştan, her meslekten müslümanın meselesi olmalıdır, her müslüman fert tarafından bizzat gerçekleştirilmelidir.  Zira ilgili ayetler ve hadislerden çıkarılacak sonuç budur. Ve bu cihattan galip çıkmadan kurtuluş yolu yoktur. Rabbim nefsimizle olan cihadımızda bizleri muvaffak eylesin. Âmin.

1- Fecr Suresi, 89/27-28

2-Yûsuf Suresi 12/ 53

3- Şems Suresi 91/ 7-8

4- Şems Suresi 91/  9

5- Nisâ Suresi 4/27 - 28

6- İbrâhîm Suresi 34

7- İsrâ Suresi 11

8- İsrâ Suresi 100

9- Kehf Suresi 54

10- Meâric Sûresi  19 - 22

11-Alak Sûresi  6 - 7

12-Ahmed Avni Konuk,  Mesnevî- i Şerîf Şerhi, I, s. 143

İçeriği Paylaşabilirsiniz:

Copyright © 2020 - Ömer Çam AİHL Kültür Portalı. Tüm Hakları Saklıdır.