Ağaç Yaşken Eğilir - Yunus Furkan DİLMEN

Ağaç Yaşken Eğilir - Yunus Furkan DİLMEN

Geçmişime döndüm. Yaşımı, boyumu, kilomu ya da böyle basit şeyleri bilmediğim zamanlara. O zaman hakkında hatırladığım tek şey, arkadaşlarım ve onlarla beraber aldığımız kararlardı. Şimdilerde,  bazen soruyorum arkadaşlara: “Aldığımız kararları hatırlıyor musunuz” diye.

Dün, tarihini bile hatırlayamadığım geçmişteki zamanlardan birine gittim. Geçmişime döndüm. Yaşımı, boyumu, kilomu ya da böyle basit şeyleri bilmediğim zamanlara. O zaman hakkında hatırladığım tek şey, arkadaşlarım ve onlarla beraber aldığımız kararlardı. Şimdilerde,  bazen soruyorum arkadaşlara: “Aldığımız kararları hatırlıyor musunuz” diye. Bu kararlar bizim için o kadar önemliydi ki, hepimiz onları halen hatırlıyoruz.  Şöyle anlatayım: Ben o yaşlardan bu yana izcilik diye adlandırılan sosyal bir eğitim grubunun içindeyim.  O zamanlar bizim altı kişilik bir obamız vardı. Liderimiz bizi gezmek için tarihi bir mezarlığa götürmüştü. Eskiden cüzzamlıların bulunduğu kulübeyi ve Osmanlıdan kalma mezarları görmüştük. İşte o zamanlarda bu kararı almıştık: Altı kişilik oba olarak zorla da olsa hayal edebileceğimiz en yüksek yere çıkacak ve hep beraber paraşüt ve buna benzer malzemeler kullanmadan aşağı atlayacaktık. Tabiî ki ölmeyecektik. Buradan atlayınca hemen üçerli iki gurup oluşturarak gerçek silah ve mermilerle savaş oyunu oynayacak ve hiçbirimiz yaralanmayacaktık. Savaş oyunundan yorulunca muhtemelen terlemiş olacaktık ve serinlemek için okyanusta yüzme yarışı yapacaktık. Yarışı tamamlayınca içimizden birinin köşküne gidip orada çay, kahve, meyve suyu içip, abur cubur yiyecektik. Ve her gün böyle planlar yapacağımızı birbirimize söz vermiştik. Kardeşler hayallerinizi bu kadar abartmayın falan demeyin, yaşımızı bilmediğimiz kadar çocuktuk o zamanlar biz. Ama aldığımız bu kararın nedeni bizim için o kadar önemliydi ki kalan hayatımıza yön veren bir neden olmuştu. Nedeni neydi biliyor musunuz? Aslında cevabı çok basitti: CENNET. Evet, kardeşim cennet. Mezar bizi ölüme, ölüm bizi cennete yaklaştırdı, cennet de böyle çocukça hayallere.

Arkadaşlar olarak cennete girmek için yollar aramaya başladık. Babalarımıza, annelerimize, sevdiğimiz ağabeylerimize ve liderlerimize sorduk.  Dedik ki, “Biz cennete nasıl gideriz?”

O açık alınlı insanlar, tertemiz ellerinin işaret parmağı ile Kur’an ve Hadis’i işaret ettiler. İşaret etmekle de kalmayıp bellettiler.

Tabi o zamanlar çocuk olduğumuz için, zekât, hac, kurban gibi konulardan çok namaz bize hitap ediyordu. Peygamberimizin hadisinde olduğu gibi: Muâz İbn Abdillah İbn Hubeyb el-Cühenî nin rivayet ettiği bir hadiste Allah Rasûlü (sav) şöyle buyuruyor: “Sağını solundan ayırt etmeye başladığında çocuklara namaz kılmayı emredin.” (Ebu Davud, Kitabü’s-Salat)

Namaz, Allah’a kulluğun ifadesidir. Gerçek mânâda Allah’a kul olmak, başka bir şeye kul olunamayacağının ilanıdır. Ve yaratılış gayemize uygun hareket etmektir.

Meal okuyor namazın ve cennetin geçtiği yerleri ezberliyorduk. Örneğin Mü’minûn suresinin ilk on bir ayeti. Bu ayetler beni çok etkilemişti:  

1 - Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir,

2 - Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler,

3 - Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler,

4 - Onlar ki, zekât (vazifelerini) yerine getirirler,

5 - Ve onlar ki, iffetlerini korurlar,
6 - Onlar, eşleri ve câriyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.

7 - Şu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.

8 - Yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler,

9 - Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler,

10 - İşte asıl onlar varislerdir.

11 - Ki, Firdevs’e varis olan bu kimseler orada ebedî kalırlar

Ezberlemek için çaba sarf ediyorduk. Zira çabamızın karşılığının cennet olduğunu biliyorduk.  Evet kardeşim biz çocuk yaşta cennet için bedel ödemeye hazırdık.

Kardeşim dikkat ettin mi 1. Ayet müminlere sesleniyor ve hemen ardından namazı hatırlatıyor aynı şekilde yine 9. Ayette namazı hatırlatıp, son iki ayette de cennetin anahtarını alacak olanların bunlar olduğunu hatırlatıyor. Kardeşim yukarda söylediğim gibi o zamanlar küçük olduğumuz için zekât, evlilik gibi konular, aklımda tam yer edemiyordu ama namaz gibi 
bir ibadet çok hoşuma gidiyordu. Her seferinde boş ve yararsız işlerden uzak durunca kendimi namazda buluyordum. Yine Ankebut suresinin 45. ayetinde olduğu gibi:

“Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.” Yani boş işlerden uzaklaştırır. Boş işlerden uzak duran bir insan ibadetlere yaklaşır. Ahiret gününde ağzın susar, ellerin ve ayakların ibadetlerine şahitlik eder. Bu ne güzel bir şahitliktir.

Bazen oluyor yaptığım bir işten dinlenmek için namaz kılıyorum. Bu beni gerçekten dinlendiriyor. Bazen sabah namazına uyanırken güçlük çekiyorum ama soğuk su ile abdest alıp sünneti kılarken sevdiğim bir ayeti zamm-ı sure olarak okuyunca sanki kurtuluşuma sadece bu vesile olmuş gibi seviniyorum ve uykum açılıveriyor.

Ben, gençler olarak namaz için gerekli hassasiyeti göstermediğimizi düşünüyorum. Bunun nedeni birçok şey olabilir ama bence en bariz sorun namaza alışamamış olmamızdır. Namaza alışmak için çocukluk yaşlarımızda namaza başlamalı ve arkadaşlarımızla bu konuda yarışmalıyız. Bizim evde süregelen bir kural vardır; namazlar cemaatle kılınır ve namaz kılınırken televizyon bilgisayar vs. açılmaz. Çocuklukta bir ara zor gelse de bu kuralın verimini çok rahat görüyor ve şükrediyorum. Hem namaza alışmış, hem cemaate alışmış, hem de namazda Fatiha’dan sonra zamm-ı sureler sayesinde ayet ezberlemiş oldum.

Değerli kardeşim umarım buraya yazdıklarım, namaza olan ilgini ve bağlılığını daha fazla arttırır. Allah’a emanet. 

İçeriği Paylaşabilirsiniz:

Copyright © 2020 - Ömer Çam AİHL Kültür Portalı. Tüm Hakları Saklıdır.